Bizde atın sahibine bağlılığını ve asil bir hayvan olduğunu vurgulamak için şöyle bir tekerleme söylenir. Attan düşersen kalk yine binek, Katırdan düşersen yatak döşek Eşekten düşersen kazma kürek. Yani attan düşen biniciye birşey olmaz, kalkıp yine binebilir, katırdan düşen ise yaralanır ve yatağa düşecek kadar rahatsızlanır oysa eşekten düşen muhtemelen ölür, mezarı için kazma küreğe ihtiyaç vardır.
Biz Goculular şimşek çakınca"Bismillah" deriz. Şimşeğin dolayısıyla yıldırımın şeytanı hedef aldığı, Besmele çekince yanında olması muhtemel olan şeytanın bizden uzaklaşmasının sağlanacağı düşünülür. Besmele çekmek güzel ama diğer kısmı batıl inanç. Bizler Gökgürleyince Selavat getiririz. Buda güzel. Ayrıca Kasırga görünce '...Ali burda Battal şorda..' diyerek kasırganın bizden uzak olacağını şimdilerde biraz da istihza ile söyleriz. Bunlar da bizim batıl inançlarımız.

Bizim tekerleme şeklinde batıl inançlarımız da vardır: Keklik avın bitmesin Katır kunun tutmasın (döllenmesin, yavrun olmasın) Kadın işin bitmesin Ardıç göğün (yeşilin) gitmesin. Hz. Ali (bir rivayete göre Hz. Peygamber s.a.v.) düşmanlarından korunmak için bir kayalığa saklanır, orada bulunan keklikler ötünce yerini belli ettiği için keklik avın bitmesin diye beddua eder. Daha sonra oradan uzaklaşarak bir katırın arkasına sığınır, çammış (huysuz) katır adeta düşman ile işbirliği yapar gibi tepinir bu kez de katır için "Katır kunun tutmasın" diye beddua eder. Oradan uzaklaşan Hz. Ali bir kadının beşiğinin arkasına saklanır, sabırsız kadın benim işim var diyerek Hz. Ali'nin oradan uzaklaşmasını ister ve Hz. Ali de "kadın işin bitmesin" diyerek bedua eder, o yüzden kadınların ev işleri bitmez. Daha sonra ardıç ağacının arkasına sığınır ağaç kanatlarını açarak Hz. Ali'yi saklar ve Hz. Ali ardıç ağacı için "Ağaç göğün (yeşilin) gitmesin" diye dua eder. Bu inanış baştan aşağı batıldır, Hz Ali gibi insanlar kimseye beddua etmezler, kekliklerin avlanması, ardıçların yeşilliği, katırın döllenmeyişi Hz Ali'den önce de olan şeylerdir. Bizim en popüler batıl inancımız MİCMOLUK'tur. Filimlere konu olacak bir senaryosu olan bu batıl inancımızı bilmeyenler merak etsinler diye şimdilik yazmıyoruz.

Traktörlerin henüz olmadığı dönemlerde at veya öküzlerle çift sürülürdü. Çok yorucu bir iş olan çift sürme işini yapanlara da küçük bir imtiyaz tanıyorduk. Eskiler derler ki sofraya oturmadan el ve yüz yıkanmalı ve düzgün oturulmalı , sadece çift sürenler ile çobanlar biraz daha rahat oturabilir ve hatta çok yorgunlarsa hafif omzunun üzerine yaslanarak yemek te yiyebilirler. Dediğimiz gibi bu ayrıcalık yukarıda belirttiğimiz iki meslek gurubuna aittir.Ama en güzeli onlarında nimete saygı sadedinden düzgün oturmaları. Gerçi bu meslekler tedavülden kalktığı için bu imtiyaz da sona ermiş oldu.
Ağustos 1968 tarihinde Heyetimiz cesur bir karar alarak köyde kıl keçisini yasakladı. Alınan bu karar Kaymakamlığın onayına sunulduktan sonra uygulamaya konuldu.Böylece özellikle aşağı say mevkii olmak üzere köyün her yerinde ağaçlar yeşermeye başladı.Bu kararı alanları yürekten kutluyoruz.
Köyümüzde şeker hastalığı görülmediği gibi başka yerde şeker hastalığına yakalananlar, köye geldiklerinde çok kısa sürede iyileşmektedirler.. Bilimsel izahını uzmanına havale ediyoruz.
Eskiden, özellikle uzun kış gecelerinde köyün yaşlı erkekleri yatsı namazından sonra cami odasında oturup sohbet ederlermiş. Çıranın loş ışığı her yüzde ayrı bir hüzün kırışığı çizerken, sobada yanan meşe yarmaçaları da odayı iyice ısıtırmış. Odanın loş ışığı ve aşırı sıcaklığı bazı amcalarımızın uykusunu getirir,belini direğe ya da duvara verip uyumalarına neden olurmuş. Mişli geçmiş zaman kipiyle yazdığımız bu olay, bugünde sayıları az da olsa elektrik ışığında kısmen devam etmekte olup, bir masaldan alıntı değildir. 1944 yılının ocak ayında askerden dönen Mahmut Çavuş ile Kamber ,Bostancık köyünden Köyümüze gelirken Arapça harmanı mevkiinde kar fırtınasına yakalanmışlar ve tipi nedeniyle yaklaşık 250-300 metre uzaklıktaki köyün yolunu şaşırmış ve donarak hayatlarını kaybetmişlerdir.Önce, Semeği köyünden olan ve mezarı bizim köyde bulunan Kamber’in donmuş cesedi Gur’un dallarının içinde bulunmuştur.Kamber’in cesedi hemen defnedilmemiş, Semeği’den yakınlarının gelmesi beklenmiştir.Ceset tabuta konarak caminin hayadına (dış kapının açıldığı bölüm) bırakılmıştır.Bu arada Mahmut Çavuşun Kamberle beraber olduğu bilinmediği için onu aramaya giden olmamış,ertesi günü Bostancık’lılardan ikisinin beraber olduğu öğrenilince Mahmut Çavuş’da aranarak bulunmuştur.Kamber’in cesedi tabut içerisinde cami hayadında beklerken, yaşlı amcalarımız caminin ikinci katındaki odada yatsı namazlarını kılmışlar ve olayın kritiğini yapmaya başlamışlardır.Loş ışık ve sıcak ortamda bazı amcalarımızın uykusu da gelmiştir.O tarihlerde köy imamımız bekar olduğu için caminin bir odasında kalmaktadır ama bir çok insan gibi cesetten korkmaktadır. İmam, bu durumu caminin karşısında evi olan Abasın oğlu Ali Çavuş’a söylemiş,Ali Çavuş’da imamı o gece evinde misafir etmiştir. Ertesi sabah imam ve Ali Çavuş sabah namazına giderken,imam Ali Çavuş’a namazdan sonra o günlerde çok kıymetli olan ve şeker yokluğundan dolayı pekmezle tatlandırılan çay ikram etmek istediğini söylemiş ve o zaman çocuk olan olayın canlı şahidi ile birlikte camiye doğru yönelmişlerdir. Aaaa… o da ne ! caminin ahşap olan kocaman dış kapısı menteşeleri ile birlikte sökülerek yaklaşık 10 metre öteye fırlatılmış. Ali Çavuş karanlıkta el yordamı ile Kamber’in cesedini kontrol etmiş ceset sağlam ve yerinde duruyor. İmam çırayı yakıp etrafı ve cami içini kontrol etmiş, hiçbir anormallik yoktur. Bu sırada cemaat yavaş yavaş toplanmaya başlamış,herkes dış kapının yerinden sökülerek fırlatılması konusunda çeşitli ve ilginç yorumlar yapmaya başlamış ama bir sonuca ulaşılamamış.O günü ve devam eden birkaç gün hastalığı nedeniyle camiye gelemeyen ismi bizde saklı,gücü kuvveti yerinde bir amcamız iyileşip camiye gelince meselenin aslı anlaşılmıştır. Meğer bu amcamızda cesetten korkarmış,Kamber’in cesedi hayatta bulunduğu zaman,yatsı namazından sonra cemaat cami odasında otururken bu amca uyuya kalmış,cemaat bunu görmeden camiden ayrılmış ve kapıyı kilitlemiştir. Amcamız gecenin ilerleyen saatlerinde uyanır, karanlıkta aşağıda bulunan cesedi hatırlar ve can havliyle kilitli olan dış kapıyı tuttuğu gibi menteşeleri ile birlikte söker ve yaklaşık 10 metre uzağa fırlrtır,evine gider bu olay nedeniyle hasta olur ve birkaç gün yatar. Kapıyla ilgili cemaatin ilginç yorumlarının hepsi boşa çıkmıştır.Bu amcamızı ve vefat eden tüm geçmişlerimizi rahmetle anıyoruz. 26.09.2006 (Köyümüze özel böyle olayları, insanları rencide edici olmamak kaydıyla bizimle paylaşmanızı arzu ediyoruz.)
Saat kullanımının çok yaygın olmadığı dönemlerde, arazide çalışanlar kuşluk yemeklerini 'Koruyu' güneş alınca yerlermiş, ki koruyu güneş sabah 09:00 civarında alıyor. Yine öğle yemeklerini de 'Karakyayı ' gölge alınca yerlermiş, Karakayayı da saat 13:00 civarında gölge alıyor. Eğer çalıştığınız yerden koru veya kara kaya görülmüyorsa ya da hava bulutluysa o günü aç geçirmeyi göze alacaksınız . Koru dağın Semeği (boğazlı) köyüne bakan yüzü, Karakaya ise; bostancığın bağların başında bulunan dağdaki yekpare kaya parçası.
Tahıl ölçü birimlerimiz: 1) Tümlovu: Yaklaşık 22-23 kg. 2)Yarım: Tümlovunun yarısı olup yaklaşık 11-11.5 kg. 3) Grad: Yarımın yarısı olup yaklaşık 5.5-6 kg. 4) Mucur:Gradın yarısı olup yaklaşık 2.5-3 kg. 5) Goduk:Mucurun yarısı olup yaklaşık 1.5 kg gelmektedir.
Çayan(yengeç)ısırırsa, kara eşek anırana (zırlayana)kadar bırakmazmış.Böyle batıl inançlarımızda var.Bu devirde eşek bulmak zor,kara eşek bulmak hepten zor,aman çayanlara dikkat edelim.

  « Geri 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 İleri »