Bir hayalim var...

    

Bir zamanlar bir Amerikalı söze böyle başlarmış. O adam hayallerinin gerçekleştiğini göremeden ötelere gitmiş. Benim de bir hayalim var; o da köyümüzün yeniden canlanıp üretken hale gelmesi. Dağlarında, bayırlarında hayvanların otladığı, tarlaların ekilip-biçildiği bir köy. İnsanımız ziyaret ettiğinde keyif veren, gönül ferahlatan bir köy. Can çekişen değil; gittikçe canlanan bir köy...
 Peki bu mümkün mü ? Ne yazık ki mevcut arazi yapısı, ve hele de dünya görüşümüzle maalesef pekte mümkün görünmüyor.
Yaklaşık 25 Yıldır Tarım İşletmesi adında hayvancılık ve tarımsal faaliyetin bir arada yürütüldüğü büyük ölçekli devlet çiftliklerinde çalışıyorum. Ülkemize göre çok daha başarılı olan batılı örnekleri de, yerinde görme ve inceleme şansına sahip oldum. Yani modern ve verimli bir tarımsal faaliyetin, bunun yanında hayvancılığın nasıl olması gerektiği konusunda oldukça yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olduğumu söyleyebilirim .
İncelediğim verimli işletmelerin ortak bir özelliği vardı; ekonomik büyüklükte arazi ve hayvan varlığına sahip olmaları. Başarılı bulduğum hayvancılık işletmelerinin ortalama hayvan varlığı 250 Baştı. 300-500 Dönümün altındaki tarım işletmeleri, çok ta başarılı değillerdi. Hayvancılık işletmeleri yalnızca hayvancılık yapıyorlar, diğer tarımsal faaliyetlerini hayvanların ihtiyaçlarına göre düzenliyorlardı. Ancak yeterli araziye ve hayvan varlığına sahip işletmeler teknolojiyi kullanabiliyorlar ve buna bağlı olarak standartlara uygun ve düşük maliyetli bir üretim yapıyorlardı.
Tarımsal yapılanmada önemi inkar edilemeyecek, planlı üretim, örgütlenme, tarım havzalarının oluşturulması vs ancak yeterli büyüklüğe sahip tarım işletmelerinin varlığında bir anlam ifade eder. Yani evde beslenen iki inek, her tarlası 2-3 dönüme düşmüş, hatta kimine traktör zor sığan, toplamı 50-100 dönüme tekabül eden arazi varlığı ile örgütlenseniz ne ifade eder ? 3-5 İnek için hangi teknolojiyi kullanıp ta üretim maliyetlerini düşürecek, üretim miktarını arttıracaksınız ? Köyümüzün arazi varlığı , tarımsal yapısı ve hayvancılığı aynen de böyle değil mi ? Uzay çağında her evde 2-3 inek, hala orak-tırpanla hasat. Öküzün yerini traktör almış, o kadar. Köyümüz tahmin ederim yaklaşık 35-40.000 dönüm araziye sahip. Bugün ancak 500 dönüm tarlada ekim-dikim yapılıyor. Mevcut yapı ile bunun artması da mümkün görünmüyor. Peki çare nedir ? Bu durum değiştirilemez mi ? Pekala değişebilir . Ancak bu ; pek çok şeyle birlikte , öncelikle dünyaya bakışımızın da değişmesi ile mümkün olacaktır. Şu benim hayalime dönelim isterseniz. Köyün, bağ-bahçe, meyvelik ve ev arsası gibi özel yerleri istisna; kalan arazinin tamamen birleştirildiğini, sonra da diyelim 100-150 dönümlük parçalar halinde köylülere satıldığını düşünelim. Tarla sınırlarının ve bazı taşlık alanların da ıslah edilerek toplam araziye ilave edilmesi ile artacak olan kullanılabilir arazinin en az 400 parsel halinde değerlendirilmesi mümkün olacaktır. Bu durumda arazi alacak olan bir köylümüz, köyde otursun veya oturmasın arazisini işleyecektir. İster tarla ziraatı yaparak arpa-buğday eksin, ister ceviz, badem, armut veya bağ tesisi kursun. Her halükarda araziler işlenmiş olacaktır. Köy dışında ikamet eden köylülerimizin traktörü olan komşularından yararlanarak arazilerini işlemeleri, biçim zamanı köye getirilecek biçerdöverle hasat yaptırmaları veya kuracakları değişik meyve veya bağları yılda birkaç defa sürdürmeleri ve elde edecekleri ürünlerle hem kendi bütçelerine katkıda bulunmaları, hem de köyde mevcut traktörlerin değerlendirilmesi çok yararlı olacaktır. Köyde ikamet eden kardeşlerimizin tarımsal mekanizasyondan daha fazla yararlanmaları ve gelirlerinin artması; köyü daha yaşanılabilir bir yer haline getirecektir. Böyle bir planlamada köyün eski yerinde veya planlanacak yeni bir yerde, diyelim 1 dönümlük ev arsaları ayrıca satılabilir. Böylece köylülerimiz, hem yazları kalabilecekleri bir dinlenme yerine, hem de dilerlerse tarımsal faaliyet yürütebilecekleri arazilere sahip olmuş olacaklardır. Böylece bugün için ne alınabilen ne de satılabilen, hala rahmetli dedelerin üzerine kayıtlı köy arazileri bir kıymet haline gelecektir .
Peki böyle bir uygulamadan kimse zarar görmeyecek midir ? Asla. Köyle irtibatını kesenlerin arazileri kendilerine parasal değer olarak dönecektir. Köyün kullanılabilir arazisi en az % 20 artmış olacaktır. Tarımsal teknoloji kullanımı mümkün olacak, arazimizin tamamı üretimde kullanılabilecektir. Şu an itibarı ile sınırları kaybolmuş, atıl duran, artık paylaşımı bile mümkün görünmeyen araziler kullanılabilir duruma gelecek, arap saçına dönmüş veraset konuları da halledilmiş olacaktır. Yeniden parsellenerek satılan arazilerin yerinde kalan eski arazi sahipleri de iyi bir fiyata satılan arazilerinden istifade edecekler veya yeni parseli kendileri almak istediklerinde, kendi eski arazilerinin karşılığı kadar az ödeme yapacaklardır. Kısaca söylemek gerekirse; bu uygulamadan herkes karlı çıkacaktır.
Şimdi gelelim meselenin en can alıcı noktasına. Yani bu işin uygulanabilirliğine...
Nereden geldi ise geldi , aklıma iki mesel geldi.
Birincisi şu; Bir ülkede dağların arasında bir köy varmış.
Çevrelerindeki tüm yerleşim birimleri güzel yağış alan bereketli yerlermiş. Gel gelelim bahse konu köyüler sürekli kuraklık yaşar, sıkıntı çekerlermiş. Gel zaman git zaman o köye bilge bir kişi gelmiş. Bu kuraklığın çaresini bildiğini söylemiş ve izah etmiş;
-Buranın yağmurunu şu önümüzdeki dağlar engelliyor. Dağda bir gedik açarsanız yağmurunuz bollaşır ve dolayısı ile bereketli bir köye kavuşursunuz demiş. Köylüler;
-İyi ama koskoca dağı nasıl yıkarız diye soracak olmuşlar. Bilgenin cevabı hazır;
-Valla demiş .Ben fikir veririm, gerisine karışmam .
Gelelim ikinci meselimize;
Bir dağ başında birbirine komşu iki kişi yaşarlarmış. Günlerden bir gün iki komşudan birinin kapısı çalınmış. Gelen kişi Allah’ın vazifeli meleği olduğunu, her ne dilerse yerine getirileceğini, kendisine bir gün düşünme süresi verildiğini , ancak dileğin yerine gelmesinin bir ön şartının olduğunu; kendisi neyi dilerse komşusuna bunun iki katının verileceğini söyleyip ortadan kaybolmuş. Melek ertesi gün gelip adamın dileğini sorduğunda aldığı cevap şu olmuş
-Benim bir gözümü kör edin...
Şimdi ne alaka...
Benimki de tuhaflık işte.
Efendim sürç-i lisan ettikse afvola ...

    İbrahim SAYIN

 

  « Geri 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 | 11 | 12 İleri »