GEÇMİŞ ZAMAN OLURKİ HAYALİ CİHAN DEĞER

    

Yıl  1994, şubat ayının son günleri, mesleki staj için Ankara’ya geldim.Önüme yeni ve ümitli bir sayfa açılıyordu.Baharın ayak seslerinin duyulduğu bu günlerde,bir mesleğe adım atmanın tatlı heyacanını yaşıyordum.Ülkemde o sırada mahalli seçimler vardı.Ortalıkta bir telaş,bir gürültü sorma gitsin,hepimizce malum şeyler.Seçim kampanyaları çok sert,çok heyecanlı,deyim yerindeyse kıran kırana geçiyordu.      

 İleride staj yapacağımız merkez, Etlik yolu üzerinde,Mevkii Hastanesinin yakınındaydı.Benim o bölgede kiralık ev bulmam gerekiyordu ama kimsede bekara ev vermek istemiyordu.Gerçi onunda fomülleri vardı.Staj merkezinde kalabilirdim fakat orası evin huzur ve rahatlığını vermekten çok uzaktı,iki yıl o sıkıntıyı çekmeye değmezdi.Ev arayışım çok sürmedi ve Dışkapı SSK hastanesinin yanında,cephesi hastane bahçesi olan,Çankırı cad. üzerinde bir ev buldum.Ev,staj merkezine yakın,3 oda,1 salon ve diğer müştemilatıyla kalörüferli güzel bir evdi.Yaklaşık iki yıl bu evde kaldım ve çok güzel hatıralarımız oldu.Bu ev vesilesiyle yeni dostlar kazandım,iyiki biraz masrafı göze alıp bu evi kiralamışım,hiç pişman olmadım.

Oduncunun  Gözü  Ormanda  Olur.

Ankara’ya geleli bir ayı geçmişti.Mahalli seçimler yapılmış,Melih Gökçek Ankara Belediye Başkanı olmuştu.O sırada çalıştığım Ankara Adliyesindeki meslek büyüklerimiz,bu durumdan hiç memnun kalmamışlardı ve rahatsızlıklarını,meslek etiğinide bir yana bırakarak yüksek sesle ulu orta dile getiriyorlardı.

 Kiraladığım ev Ulus’a yürüme mesafesinde olduğu için,çoğu zaman Belediye otobüsüne binme ihtiyacı duymadan,yürüyerek Ulus’a gidip gelebiliyorduk.Bu bize büyük bir avantaj sağlıyordu.O yıllarda Ulus kısmen şehir merkezi olma konumunu koruyordu.Bir gün yine Ulus’tan eve doğru gelirken,Çankırı cad.üzerinde bulunan Yıba çarşısının önünde bir şeyler alıyordum.Caddenin karşı tarafında su motoru,odun motoru,jeneratör v.b.şeyler satan ve benim hiç ilgimi çekmeyen dükkanların vitrinine bir şahsın dikkatli dikkatli baktığını gördüm.Bu uzun süredir gökte ararken yerde bulduğum Cabbar hocaya benziyordu.Hemen caddenin karşısına geçtim,yanılmamıştım Cabbar hoca odun motorlarına bakıyordu.Ne de olsa serde makinalara,teknolojiye,tamirciliğe velhasıl her türlü yeniliğe merak duyma vardı.Hasretle kucaklaştık,ikimizde çok mutluyduk,diyarı gurbette bir dosta kavuşmak çölde su bulmak gibi bir şeydi.Hele bu dost Cabbar hoca ise,kana kana zemzem içmek olurdu.Hal-hatırdan sonra nerede kaldığını sordum,Yıldırım Beyazıt erkek öğrenci yurdu deyince sevincim bir kat daha arttı.Çünkü benim evimle Yıldırım Beyazıt yurdu karşı karşıyaydı.Aradan sadece Çankırı cad. geçiyordu.Artık akşam-sabah Cabbar hocamla birlikte olabilecektik,dolayısıyla keyfimize diyecek yoktu.Ankara kazan biz kepçe dolaşır,tüm hemşehrilerimizi bulup ziyaret ederiz diye düşündüm.Netekim öyle de yaptık.

Sinan’ında mı Misafiri Gelirmiş

Önce Abo dayının çocuklarını Balgat’ta ziyaret ettik,Ankara’da ki öğrencilerimizi ve diğer hemşehrilerimizi bir bir ziyaret ettik ve bir gün Ankara’da polis memuru olarak çalıştığını öğrendiğimiz Rahmetli Sinan Topaloğlu’nu ziyaret etmeye karar verdik.Yaptığımız araştırmada Sinan abinin Kurtuluş Polis Karakolunda çalıştığını öğrendik.Müsait bir gün Kurtuluş Polis Karakoluna gittik,tevafuka bakın ki Sinan abi o günü nöbetçiymiş.Sinan abinin çayını içtik,hal hatır ettik,bir süre görüştükten sonra Sinan abi bize ‘bu böyle olmayacak,ben sizi akşam evde bekleyeceğim’ dedi ve bize evinin basit bir krokisini çizip verdi.Akşam üzeri Sinan abinin evine doğru yola çıktık, Cabbar hocam yön ve adres bulma konusunda da uzman olduğu için evi elimizle koymuş gibi kolayca bulduk.Eve vardığımızda dış kapıda bir notla karşılaştık,’ ben pideciye gittim,siz karşı komşuya geçin.’ Karşı komşunun zilini çaldık,kapıyı orta yaşlı,kır saçlı,kısa boylu bir beyefendi açtı.Biz kendimizi Sinan abinin misafirleri olarak tanıttık.Kapıyı açan bu beyefendi bize ‘Sinan’ında mı misafiri gelirmiş’ diye cevap verdi.Kafamdan kaynar sular döküldü,bu söz bağrıma bir hançer gibi saplandı.Bu beyefendi bizi içeri aldıktan sonra,kendisinin emekli öğretmen ve Sinan abinin ev sahibi olduğunu söyledi ve bize yıllardır Sinan abinin misafirinin gelmediğini,rahmetli annesine hastalığı süresince çok iyi baktığını ama kapılarını bir çalanın olmadığını söyledi.Sanıyorum ömrümün sonuna kadar unutamayacağım bu sözler hem beni hem de Cabbar hocamı çok üzmüştü.

Bir süre sonra Sinan abi geldi,yemeklik bir şeyler almış,pide yaptırmış,bir hayli zahmetler etmişti.Sinan abinin komşusu ve ev sahibi olan emekli öğretmenimize teşekkür edip Sinan abinin evine geçtik.Hemen sofrayı donattık, hem yemek yedik hemde gurbetteki her Goculu gibi ‘ne olacak bu köyün hali deyip’ köyle ilgili düşüncelerimizi ve özlemlerimizi paylaştık.Sinan abi güzel bir tespitte bulundu, ‘ benim çocukluğumda her gün köpek kavgası, çoban kavgası, hozan kavgası oluyordu,köyümüzün arazileri verimsiz eğer gurbetteki köylüler köye dönerse,köyün imkanları bu kalabalığı kaldırmaz, her yıl komşu B… köyü gibi köyde kavga-dövüş ve hatta cinayet olur’ dedi.Aslında çok yerinde bir tespitti.Konuşma sırasında Sinan abi rahmetli annesinin hastalık sürecinden,kendisinin ve annesinin çektiği sıkıntılardan söz etti.Örnek bir evlat olarak gazetelere konu olduğunu,ilgili gazete küpürlerini göstererek bir bir anlattı.Bu sırada içi dolmuş her insan gibi bir kısım hayal kırıklıklarından da söz etti, hakkı da vardı,ah biz vefasız ve halden bilmez insanlar,sanki hiç düşmeyecekmiş gibi davranıyoruz.Artık bunlar geçmişte kalmıştı,sıkıntıların ve acıların sona ermesi bir yerde lezzet olarak değerlendirilmeli,bize imtihandan başarıyla çıkma nimeti veren Allah’a şükretmeli değimliyiz.

Sinan abi konuşma sırasında, Melih Gökçek’in Ankara’da ki ‘Batıkent’e’ karşılık Samsun yolu civarında ‘Doğukent’ projesini hayata geçireceğini, oraların çok değerleneceğini,bu yüzden o bölgeden arsa aldığını söylemişti.Akşam geç saatlerde Sinan abiden müsaade alıp evden ayrıldık,bunun son bir veda olduğunu daha sonraları anlayacaktık. Yaklaşık bir yıl sonra Diyarbakır yolundan kara haber aldık ve Sinan abiyi trafik
kazasında kaybettiğimizi öğrendik.

    İnsanoğlu her nereye saklansa,

     Buluyor, şu kara haber,buluyor.

     Her kişinin adresini evvelden,

     Biliyor, şu kara haber, biliyor.

                                     …………

                                     Bir ömür boyunca bağırsan da boş,

                                     Dünyayı imdada çağırsan da boş,

                                     Körsen de nafile, sağırsan da boş,

                                     Geliyor, şu kara haber, geliyor.

                                                                     (Halil Soyuer)

 

                       Sinan abinin ölümünden sonra İzmir’de bulunan ablamla bir telefon görüşmemde,Sinan abinin arsası olduğunu bu durumu yakınlarına söylemesini istedim.Bir gün Mustafa Çelenay abi beni arayarak bu arsayı bulmamı istedi ve eğer bulabilirsek arsayı satıp,paranın bir kısmıyla Sinan abinin hatırasına bir hayır yaptırmayı düşündüğünü,kalan kısmını ise Sinan abinin geride kalan anneanesinin bakımında kullanmak istediğini söyledi.O sırada Cabbar hocam Ankara’dan ayrılmıştı,hemen onu aradım ve Sinan abinin anlattıklarını bir daha değerlendirdik.Arsanın Samsun yolu civarında olduğunu söylemişti ama başka adres vermemişti.Bu bölgeye Keçiören, Çankaya, Mamak ve Altındağ ilçelerinin sınırı vardı.Ben Çankaya ve Altındağ tapu dairelerinde araştırma yaptım ama bir sonuca ulaşamadım.Sinan abi tayini çıktıktan sonra evlendi,bu dönemde arsayı satmış olabilir mi bilmiyorum,Kazada eşide öldüğü için eşinin ailesi bu arsanın kayıtlarına ulaştı mı onları bilemiyoruz.Amaaann ! Dünya malı değil mi,Can gitmiş,canlar gitmiş,Sinan gitmiş,Cabbar gitmiş malın ne kıymeti olabilir ki.

 

                       Cabbar hocam okulu bitirdikten sonra kısa dönem askerliğe müracaat etti,şans bu ya,askerliği Genelkurmaya çıktı.Ben hala Ankara’da staja devam ediyordum.Yine sık sık ziyaret vesilesi ile görüşüyor,gurbette Cabbar hoca gibi bir hemşehri bulmanın mutluluğunu yaşıyordum.O günlerde kılık-kıyafeti nedeniyle,garnizona alınmayan ve ziyaretçi kapısından geri dönen asker yakınlarını gördükçe öfkeleniyor,öz yurdunda parya muamelesi gören bu şahıslara yardımcı olamamanın utancını yaşıyorduk.Askeriyedeki israftan ve şekilcilikten sık sık söz ediyor,hesap sorulamayışından şikayetçi oluyorduk.Cabbar hoca,Genelkurmay binasının her katının,her gün bir cila ile silindiğini,ithal olan bu cilanın çok pahalı olduğunu,bu cilanın tek özelliğinin ise koridor da yürüyen şahsın ayna üzerinde yürüyormuş gibi kendisini gördüğünü söylemişti.Bu lüksün Cumhurbaşkanlığı dahil Devletin hiçbir biriminde olmadığını ve kimsenin de hesap soramadığını söylüyor,karanlığa karşı söyleniyorduk,mum yakacak gücümüz yoktu.

 

                       Derdi,genelde ülkesinin, özelde köyünün dertlerini dertlenmek olan Cabbar hocam,söylediklerini üşenmeden,kimse var mı diye sağına soluna bakmadan ben varım deyip hemen fiiliyata geçirirdi.İkincilik bilmezdi, bitmek tükenmek bilmeyen bir enerjiye sahipti.Sohbetlerinde karamsarlığın yeri yoktu,hep proje üretirdi,olaylara pozitif yaklaşırdı ve insanları incitmemeye çalışırdı.Sanıyorum bizi ona tutkun kılan en önemli hasletlerinden biri de buydu.Zaten onun bulunduğu meclislerde vaktin nasıl geçtiğini kimse anlamazdı.Amacı laf üretmekten çok iş ve fikir üretmek olan Cabbar hocamla birlikte olmak, huzurlu olmak demekti,geleceğe umutla bakmak demekti.

                               Senin  bizi  saran  sohbetlerinde,

                               Nükte vardı, fikir vardı, aşk vardı.

                               Anlamdan, bilgiden  daha derinde,

                               Özel  atmosferin  bizi  sarardı.

                        Gel zaman git zaman günler geçti,sayılı günler tükendi, benim stajım,onun öğrenciliği, askerliği ve nihayet ömrü bitti.Şimdi o günleri  bir  yad-ı  cemil olarak anıyor,hüzünleniyor ve Cabbar  hocamla Sinan abiyi rahmetle yad ediyorum.O insanlar güzel insanlardı,mekanları Cennet olsun.

 

 

 

   

 

  « Geri 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 İleri »