BURALARDA BÜYÜK YILANLAR VAR

    

Avazeyi  bu  aleme Davud  gibi  sal,
Baki  kalan bu  kubbede  bir  hoş  sada  imiş.

Bir şenlik programından daha yüzümüzün akıyla çıkmıştık, moralimiz yerindeydi, Yazlak  Şenlikleri nedeniyle gelen arkadaşlardan birkaç tanesi ile balığa gidiyoruz. 2005 yılının ağustos ayı, bu kez rotamız Pacalı köyü.Cabbar hocam, ben fakir-i pür taksir ve iki üç arkadaş daha araçla Pacalı köyüne gittik. Araçları köyün alt tarafına dereye(söğütlü çayına) yakın bir yere park ettik.Torlarımızı (serpme), nevalemizi sırtlandık ve dereye girdik.Sanıyorum bir kilometre kadar torları açmadan dereye yukarı yürüdük.Artık balıklar arzı endam etmeye başlamışlardı.Kabahat bizden gitti, bu kadar usta balıkçının olduğu bir ortamda balıkların bu cesareti haksız tahrik sayılırdı, mecburen torları açtık. Balığında günüydü adeta, bu bolluğu ekipteki arkadaşların kısmetine yorduk. Üzerimizde avcıların tipik ruh haleti vardı, balık tuttukça tutma isteğimiz artıyor, nesil kesen torlar büyük balıkların bile kaçmasına fırsat vermiyordu. Vakit öğleni geçmişti, tuttuğumuz balıkları diğer arkadaşlara bıraktık, siz bunları temizleyin , ateşi hazırlayın, biz yukarıya doğru biraz daha çıkalım dedik ve Cabbar hoca ile yola koyulduk. Öyle sanıyorum ki Saldek köyünün altlarına gelmiştik, iki kişinin küçük bir bent yaptıklarını , oraya toplanan balıkları toru üzerlerine sermek suretiyle tutmaya çalıştıklarını gördük.Cabbar hocam merhametliydi, şunlara tuttuğumuz balıklardan 3-5 tane verelim, bir de tor atmasını gösterelim, yoksa bunlar bu şekilde akşama kadar balık tutamazlar dedi.Yanlarına gidip selam verdik, nereli olduklarını sorduk, komşu  köylerimizden imişler, fakat bizim varlığımızdan pek memnun kalmışa benzemiyorlardı. Bize nereli olduğumuzu sordular, Goculu olduğumuzu söyleyince, Gocu'nun buraya uzak oluşunu ve dolayısıyla buraları pek bilmeyeceğimizi hesap ederek, -'buralar çok tehlikeli, çok büyük yılanlar var, siz buraya niye geldiniz' dedi. Sanki var olduğunu iddia ettiği o büyük yılanlar sadece Gocu'lular için tehlike arz ediyordu. Cabbar hoca ile göz göze geldik, konuşan şahsa bu dereye kaç kez geldiğini sordum.Ya iki ya da üç kez geldiğini söyledi ve ben de kendisine 1985 yılından buyana bu derelerdeyiz, bu gün 120. kez geliyoruz, dedim. Cabbar hocaya haydi gidelim, bunlara balık falan vermeyelim, bir şeyde öğretmeyelim dedim. Kendisine has gülmesiyle bir kahkaha attı, bir kaç tane verelim dediyse de ben bu teklifi reddettim. Cabbar hoca keşke verseydik deyip hem hayıflanıyor hem de gülüyordu. Dönüp kendi arkadaşlarımızın yanına geldik,her şey hazırdı, bir harman köz yığılmıştı, cabbar hoca balıkları bir güzel ızgara yaptı, balığın üzerine dökülen tereyağının ateşe düşerken çıkardığı ses ve balık kokusu çevrede bulunan bir hayli tilkiyi çatlatıyordu.Bu derenin balıklarının tadını anlatacak kalem, kağıt, daktilo ve bilgisayar icad olmadığından o bahse giremiyorum.O  tadı o arkadaş ortamının samimiyeti veriyordu.O güzel günler artık geride kaldı, Cabbar hocam bu gam ve mihnet yurdundan göçtü gitti, artık balıklarında tadı kaçtı, söğütlü çayınında bir cazibesi kalmadı.
Koru  bomboş, dere  durgun,
Bu  yamaçlar  kime  dargın,
Çile  çekmiş  gibi  yorgun,
Yüce  dağlar  yüreğimde.
    Söz  alınmaz  dile  şimdi,
    Bana  her  söz  çile  şimdi,
    Gülüyorken  bile  şimdi,
    Bir  elem  var  yüreğimde.
                                                           T.Yarar.
'Elveda  uzak  dağlar  arkasında,
Ey  benim  şarkımı  söyleyen  çocuk,
Elveda  bir  ömür  süren  yolculuk.
                                                          R.Onur. 

   

 

  « Geri 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | 6 | 7 | 8 | 9 | 10 İleri »